varabildiğin yere kadar var, var, var, var
akarsular dönmez geri tıpkı gençliğim gibi
bebekti ceninin ergeni, bir erdi büyümüş meyvesi
sakal bıyıkla geride kaldı Yunus'un hamlık evresi
sivilce akne katledildi soldu yüzümün güneşi
çivisi düşmüş tablolar ve bir resimdi kendisi
kükreyen şu gökyüzünde kuşun kilitli kafesi
tersi döndü güvenin ansızın belirdi dostun hilesi
fincan kahve içtim kursağımda kaldı telvesi
kırıştır yalan kahpesi, baştan akıl alır ya cilvesi
yıkar geçer bir dostun düşmancasına hamlesi
iki boy aşmış ihanetin ki kat-i yok bahanesi
hayrından umutsuzum getirme bari şerrini
hepsi aynı yolda yolcu onca bedenin kellesi
meydan önüne dizilecek ve alınacak ifadesi
dualar olmasaydı kim kovardı kalleş iblisi
kalbim ak da pak da desen yüzüne yansır pisliğin
Sago sus. husus derin çukurda içine sin
pusu kuran huşu içinde gözlerinde kin belirgin
vay senin şu kindar halin hin planların var hin
cenin büyüdü savaşa girdi silahlarımı bana verin
yardan sarkıttığın dostlarından kaçının ipini tuttun
onlar güldü sen somurttun kalbinde kaç gül kuruttun
hatıralarından yüzde kaçını unuttun
senin adını anmamak şartıdır dostluğumun
apten olma gökyüzünün güneşi Sago, bu benim yüzül
gölgeme sığınır mana, özüm. hicran çölün*
yüz pınar yaş akıtsın gözüm
kendi başıma öğrendim, kendim büyüdüm, dudaklarımla gömdüm
sanma şahım herkesi sen sadıkhane yar olur
herkesi sen dost mu sandın belki ol ayar olur
sadıkhane belki ol alemde serdar olur
yar olur ayar olur serdar olur didar olur